top of page

Yazılar
YÜRÜMEK
Zihninin o karmaşıklığında bir yol hayal etmeni istiyorum senden. Bu öyle bir yol ki; bir sonu olduğu vaat edilmiş ama ucu belirsizliklerle, görünmez duvarlarla mühürlenmiş. Bu yol sadece adı üzerindeki bir yol değildir. Bu yolda hem neşe saçan çiçekler, rüzgarla konuşan kelebekler, canlılıkla dolu koca koca ormanlar… Hem de şeytani ve güvensiz kuraklığın belirdiği, biçimsiz kocaman duvarların olduğu, soğuk ve bozuk havaları olan bir yol. Belki eksantrik bir zıtlık gibi gelec
Buğra Erol
5 gün önce2 dakikada okunur
KALMAK VE BAŞLAMAK ARASINDA
İnsan neden bildiği yolda kalmayı, bilmediği yola tercih eder? Bu soruyu kendime her sorduğumda ilk anda aklıma cesaret geliyor. Sanki mesele yeterince cesur olup olmamakmış gibi. Oysa zamanla anlıyorum ki konu bundan biraz daha derin. Belki de mesele cesaret değil; güvenlik arayışı. Bilinen yol, riskleri önceden tahmin edilebilen bir alan sunuyor. Tanıdık düzenin, alışkanlıkların ve onayın sağladığı bir rahatlık var orada. Bilinmeyen ise yalnız kalma ihtimalini de beraberind
Fatma Hacer Uyan
5 gün önce2 dakikada okunur
YOL TANIK İSTEMEDEN YÜRÜNEBİLİR Mİ?
Yol, bugün en sık yanlış anlaşılan kavramlardan biri. Çoğu zaman ilerleme, hedefe varma, kendini aşma ya da potansiyelin “en iyi haline” ulaşma fikriyle özdeşleştiriliyor. Bu yaklaşım, modern öznenin çizgisel zaman anlayışını merkeze alır; bir başlangıç, bir gelişme ve bir sonuç. Oysa insanın ruhsal hareketi böyle işlemez. Psikoloji ve çağdaş düşünce bize şunu gösteriyor: Benlik, doğrusal biçimde gelişmez; kırılır, çözülür, geri çekilir, bazen kaybolur. Bu yüzden kendini gerç
Erhan Kacar
5 gün önce3 dakikada okunur
YOL: SAHİ KAYBOLMADAN ÖNCE NEREDEYDİN
“Meğer daha önceleri yürüdüğüm yol değilmiş; büyüdüğümü hissettiğim o anda yürüdüğüm yol, kendi yolummuş.’’ Klinik Psikolog Mert GÖKDELİ İnsan çoğu zaman yolunu kaybettiğini sandığı yerde hayatla ilk kez gerçekten temas eder. Çünkü kaybolmak, alışıldık yönlerin bittiği; otomatik yaşamanın durduğu bir eşiktir. Haritanın sustuğu yerde beden konuşmaya başlar, zihin yavaşlar, kalp çevreye bakmayı öğrenir. O ana kadar “gideceğim yer” sandığımız şeylerin çoğu başkalarının çizdiği r
Mert Gökdeli
5 gün önce3 dakikada okunur
MÜZEYYEN: BİR VARAMAMA ATLASI
Gri bir vapur dumanı, genzinde eski bir sızı, Gökyüzü mavi değil bugün, elli yıllık bir yasın izi. Siyah bir ceket geçiyor önünden, adımları yalan yüklü; Sanki yere basmıyor, sanki tüm geçmişi sırtına bükülü. Dizlerine düşen o sarı fotoğrafta gülüyorsun ya hani, Dünyadan habersiz o çocukluğun, aydınlatıyor bu karanlık tüneli. Hatırla o soğuk koridoru, hani her yer bembeyazdı, Bedeni fırtınaya tutulmuş bir yaprak, mevsim sanki ayazdı. Tekerlekli sandalyelerin gıcırtısı,
Zekiye Çiğil
5 gün önce2 dakikada okunur
EŞİK, AYNA VE YOL
Sen yürürken yol sanırsın, oysa yol seni yürür. Zaman ayağının altından çekilir bazen, kalbin öne geçer. İçinde bir kapı var, anahtarı sessiz. Ne soruyla açılır ne zorla. Sadece hazır oluşu tanır. Aynaya baktığında yüzün görünmez önce niyetin çıkar ortaya. Çünkü sen kendini bakarken değil, hatırlarken tanırsın. Bir çocuk uyur bir odada, nefesi sana emanet. Anne diye çağrıldığında bir isim değil, bir makam bırakılır avucuna. Ve sen bunu çok eskiden bilirmişsin gibi taşırsın. Ş
Tuğba Nur Avcil
5 gün önce1 dakikada okunur
HÂLÂ BURADAYIM
Yola dair bir şeyler yazmaya oturdum. Ama sanırım önce şunu itiraf etmeliyim: Nereye varacağımı pek de bilmiyorum. Biraz kasıtlı bir bilmeme diyebilirim. Yol deyince zihnimin tüm kontrol etme çabasına rağmen bir bilinmezlik canlanıyor zihnimde. Varmak.
Varamamak.
Ulaşmak. Lisede bir felsefe öğretmenim bir gün şöyle demişti:
“Felsefe yolda olmaktır.” Kulağıma hoş gelmişti. Ama sanırım bugün onu çok daha derinden bir yerden duyuyorum. Ancak şimdi bu kadar derinden duyabilmem
Ayşe Melek
5 gün önce3 dakikada okunur
YOLUN KALAN TARAFI: GÖÇ ETMEDİĞİNDE
Yol anlatıları çoğu zaman gidenin etrafında şekillenir. Gidenin cesareti, yeni hayatı ve ihtimalleri konuşulur. Oysa yol yalnızca hareket edenin meselesi değildir. Kalan için de yol, biri gittikten sonra başlar neticede. Çünkü birini uğurladığımızda yeni olan sadece mesafe değildir; ilişkiyle kurduğumuz o eski gündelik düzeni de bir bakıma uğurlarız. Bu durumda göç etmemiş kişi, göç etmiş olanın aksine fiziksel olarak ilerlemez belki ama ilişkisel bir zeminde yer değiştirir.
Gizem Aytekin
5 gün önce4 dakikada okunur
İNSAN OLMANIN ARZUSU BİREY OLMANIN VE BEN OLABİLMENİN YOLU
Birkaç insan, sizi bulunduğunuz sıcak, nemli ve etten kabuğun kaygısını azaltmaya çalışarak pek çok acıya, umuda ve sona sahne olmuş koridorlardan hayatın ve ölümün savaştığı bir odaya doğru götürüyor. Sayısını bilmediğiniz doktorlar ve hemşirelerle dolu bir yer. Biraz soğuk ve karamsar bir oda alabildiğinden hallice bir ışık alıyor. Sonra kapı açılıyor ve mücadele… Hayatta var olabilmenin ilk kavgası olan doğum başlıyor. Masada acılar içinde korku ve heyecanla bir kadın bağı
Bilal Elhansu
5 gün önce3 dakikada okunur
PARÇALI SÜRÜKLENMECE
Yaşamının başından bu yana, yavaş yavaş, irili ufaklı parçalara bölünmek suretiyle acının kıvrak sancılarıyla boğuşup duran; bazen de karşısına geçip sakince seyreden, türlü insanların türlü romantizmlerine ve yaftalamalarına maruz kalmış biri olarak yol üzerine bir yazı yazma hakkını elimde bulundurduğumu düşünüyorum. Silik olanı, kenara itileni, elimle düzleyemediğim o girinti çıkıntıları anlatma girişiminde bulunacağım. Bu zamana kadar pek çok yazar bu girişimde bulunmuştu
İrem Tezcan
5 gün önce3 dakikada okunur
KARDELEN
Merhaba, ben Kardelen. Aileme amaryllidaceae diyorlar. Nergisgillerdenim yani. Pek çok türüm, rengim var. Beni karların içinden salınmış bir gelin gibi görürsünüz dağlarda, tepelerde, dik yamaçlarda, ormanın derinliklerinde… Pek çıkmam karşınıza. Büyük olasılıkla fotoğraf karelerinde gördünüz hep beni. Ne derler? Hah: baharın habercisi, karı delip geçen, umut veren, dayanıklı, sabırlı, narin, kibar, saf, temiz… Ah ne kadar da güzel anlamlarım varmış benim meğer. Romantikmiş.
İrem Öçalan
5 gün önce2 dakikada okunur
YOL HALİ
Yol bazen bir yer değiştirme meselesi değildir; bir hâl değişimidir. İnsan daha yola çıkmadan içinde bir şeylerin hareketlendiğini hisseder, sanki adım atmadan bir eşik aşılmıştır bile. Çoğu zaman varışı düşünürüz; oraya ulaştığımızda kim olacağımızı, ne hissedeceğimizi, hangi tamamlanmışlık duygusuna kavuşacağımızı. Oysa yol, tam da bu arada kalan yerde başlar. Dışarıdaki mesafe uzarken içeride başka bir alan açılır; insan yalnızca ilerlemez, kendi içine doğru da yürür gibi
Zeynep Kamber
5 gün önce3 dakikada okunur
TELAŞA YENİLEN YOLLAR
Bu sabah kalktım, sokakları dinledim Dışarda masmavi gökyüzü, rengârenk bir hayat Benim içimde ise solmuştu bütün kainat Olanları kavramak için bir hamle yaptım İçimde koşan atın dizginini bıraktım At yoldan çıktı O ihtimaller de bitti Bir seda kaldı senden geriye Bir de başlamadan biten hikayelerin buruk tadı Oysa eskimiş, rengi solmuş bir fotoğraf kalsın isterdim O zaman aramızdaki bu belirsiz şeyin bir anlamı olurdu Sonunu getiremediğim yolları neden koştum sorusunun bir c
Halil İbrahim Çağman
5 gün önce1 dakikada okunur
ADIMLARIN YANKISI
Bir çağrı bazen insanın hayatına sessizce yerleşir. Ne zaman başladığını bilmezsin, yalnızca hep orada olduğunu fark edersin. Ben yıllarca içimde taşıdığım o hareket hissinin adını koyamadım. Bildiğim tek şey, bir gün mutlaka yola çıkacağımdı. Bu bir kaçış isteği değildi. Daha çok, henüz tanımadığım bir yere ait olma duygusuydu. Sanki bedenim benden önce karar vermişti; ayaklarımın yönünü aklımdan önce bildiği bir yol vardı. Yürümeye başladığımda bunu anladım. Yol dışarıda uz
Seray Aytekin
5 gün önce3 dakikada okunur
YOLLAR BENİM UMUDUMDUR
Yeni Türkü’nün bir şarkısında “yollar bize memleket”, Nilüfer’in bir şarkısında ise “yollar benim umudumdur” sözleri geçer. Bu iki söz, yolların insanda uyandırdığı duygulara iki farklı yerden dokunuyor. Biri yolda ait hissetmeyi, diğeri ise yolun umuda açılan kapısını anlatır. Bu iki söz beni hep çok etkilemiştir çünkü doğruluğuna yürekten inanırım. Her yol bize farklı bir hikâye yazar. En korktuğumuz, kaygı duyduğumuz yollara bile içimizde saklı bir umutla çıkarız. Çıkılan
Ranya Kimyongür
5 gün önce3 dakikada okunur
YAŞAM DENEN YOLU YÜRÜMEK
“ Yaşamak, yürüdükçe anlamlanan bir yol; nefes almak, her adımda yeniden doğmak .” Acı bir nefesle yola düşüyoruz. Mevsimler geçiyor, biz büyüyoruz. Çocukluğumuz ise geride kalıyor; ama sanki dönüp baksak hâlâ oradaymış gibi. Oyun sesleri kulağımızda, parlak bir topun yuvarlanışı gözümüzün önünde. Bir an için, o çocuk hâlimiz çıkıp yanımıza gelecek sanıyoruz. Ama gelmiyor. Yaşamaya devam ederken bazen çok yoruluyoruz ama durmak ne mümkün. Bir kere yola düşüldü mü yürümeye dev
Funda Bilgin
5 gün önce2 dakikada okunur
Duvara Karşı: Kaçıştan Özgürlüğe
İstanbul her zaman kucaklamıyor, bazen sert bir yüzleşme. Cahit ve Sibel de bu yüzleşmeden paylarını alıyorlar. Sibel ve Cahit; Almanya'da göçmen hayatı yaşayan, umutsuz, intihara kalkışan, yolunu kaybetmiş iki insan. Sibel; muhafazakar ve baskıcı bir aileye sahip, ataerkil normlar içinde sıkışmış, özgürlük arayışı içinde olan, sınırları zorlamak isteyen bir genç kız. Özgürce hayatını yaşamak, dans etmek isteyen, ataerkil topluma kafa tutan isyankar ve cesur bir karakter. Cah
Sude Eviz
25 Oca3 dakikada okunur
Benim Adım İstanbul
İstanbul’un yedi tepesi, yedi büyük günahı ve kavuşmayı bekleyen iki yakanın hikâyesini anlatır. Hikâyem, insanlığın tarihinden çok daha eskidir; Boğaz’ın tuzlu rüzgârı Asya’m’dan bana her çağda aynı fısıltıyı taşımıştır: “Yalnızım.” Megaralı balıkçılar, seferlerinden önce bir kahine danışmışlar. Kahin, “Körler ülkesini bulun, karşısına yerleşin,” cevabını vermiş onlara. Denizciler, Altın Boynuz’umu gördüklerinde, Asya’mda yaşayanların bundan haberleri olmayan “körler” olduğ
Yunus Yılmaz
7 Oca2 dakikada okunur
İstanbul'da Bir Anı Turu
İstanbul'u anlatırken tarihi derinliğinden, kozmopolit ruhundan ya da kendine has güzelliğinden bahsedilebilir. İnternette tonla seyahat rehberi; nereye hangi sırayla gidilmeli, neyi yemeden dönülmemeli illaki bulunur. Benim için de kıymetli olan bu detayları bir kenara bırakıp bugün size kendi İstanbul'umu gezdireceğim. Annemin anlattığına göre Süleymaniye Camii'nin karşısındaki bir doğumhanede doğmuşum. O meşhur kuru fasulyecilerden önce orası doğumhaneymiş. Herhalde ilk e
Emre Keskin
7 Oca3 dakikada okunur
İstanbul’un Çocukları
İstanbul, karıncalar gibi yaşatıyorsun bizi; biraz yükseğe çıksak herkesi karıncalaştırıyorsun. Kalabalıklar içinde kendimizi bulmaya çalışıyoruz sürekli; bazen trafikte, metrobüste, metroda, marmarayda benliğimizi acımasızca eziyorsun. Karınca yuvamıza basma tehlikesiyle baş başa bırakıyorsun bizi. İçimizdeki “Hayır, sen önemlisin, değerlisin, biriciksin,” sesini ezercesine kalabalıklara sokuyorsun bizi. Senin olayın bu aslında. Bu kadar kalabalığın içinde de yerimiz olduğun
Merve Belikırık
7 Oca2 dakikada okunur
bottom of page