top of page

İstanbul'da Bir Anı Turu

İstanbul'u anlatırken tarihi derinliğinden, kozmopolit ruhundan ya da kendine has güzelliğinden bahsedilebilir. İnternette tonla seyahat rehberi; nereye hangi sırayla gidilmeli, neyi yemeden dönülmemeli illaki bulunur. Benim için de kıymetli olan bu detayları bir kenara bırakıp bugün size kendi İstanbul'umu gezdireceğim.


​Annemin anlattığına göre Süleymaniye Camii'nin karşısındaki bir doğumhanede doğmuşum. O meşhur kuru fasulyecilerden önce orası doğumhaneymiş. Herhalde ilk ezanı Süleymaniye Camii'nden duymuşumdur. İyi şans doğrusu. Bana göre İstanbul'un en güzel camisi. Avlusundan Haliç’e baktığınızda, şehrin hem geçmişini hem bugünkü yorgunluğunu aynı manzarada görebilirsiniz. Camiyi gezdikten sonra Eminönü'ne inelim. Süleymaniye'den Eminönü'ne giderken Mısır Çarşısı'ndan geçeceğiz. Tüm o kahve, baharat, lokum karışımının kokusunu iyice içinize çekin; kalabalığın içinde karışırken bile insanın içini hem boğan hem de garip bir şekilde rahatlatan bir hava vardır burada. ​Annemin elini bırakınca bir daha asla onu bulamayacağımı hissettiren bütün izdihamı ve gürültüyü geçip çıkışında ölümün acısını ilk defa öğrendiğim Hayvan Pazarı’na ulaşalım. Çocukken balığıma ve kaplumbağama buradan yem alırdık. Birkaç defa da civciv almışlığım olmuştu. Hiçbirini tavuk olacak kadar büyütemedim. 


Direkt önümüzdeki Yeni Camii'ye vardık; daha az bilinen gerçek adıyla Valide Sultan Camii. Haliç’in siluetine en değerli katkılardan biri. Hemen yanı başındaki Rüstem Paşa Camii'ne de uğramanızı isterim. Laleli çinilere sahip bu cami de görülmeye değer.


​Alt geçitten geçip sahildeki insan selinden de sıyrılabilirseniz ya bir Boğaz Turuna katılın ya da belediye vapuruna binin. İlkokuldaki arkadaşlarımla okulun son gününde karnelerimizi aldıktan sonra buraya gelip hep Boğaz Turu yapardık. Artık buraya gelen küçük çocuk grupları göremiyorum. İstanbul’daki çocuklar şimdilerde ne yapıyor acaba? Haliç ve Boğaz'da vapurun yan tarafında bir yandan müzik dinlerken, esen rüzgârı yüzünüzde ve saçınızda hissedip vapur iskeleye yanaşana kadar huzurlu hissetmek İstanbul'un en özel deneyimi. Ama aşkınıza karşılık bulamadıysanız, bu durumda huzur yerini hüzne bırakıyor.


​Vapur seferi biraz kısa sürecek ama Karaköy'de inelim. Beyoğlu'nu gezmeden olmaz. Fransız Geçidi'nde bir kafede çay içip soluklanalım. Sonra Karaköy Güllüoğlu'na uğrayıp birer tatlı yiyelim. Lisedeyken de Yenikapı'dan Ortaköy'e bisiklet sürer, Galata Köprüsü'nden geçip burada mola verirdik. Şöbiyet ve midyenin tüm yorgunluğumuza değdiğini ve şerbetin kanımıza karışıp bize güç verdiğini hissederdik. Biz de rotamızı tamamlayacak mecali bulduysak Kamondo Merdivenleri'ni de kullanarak Galata Kulesi'ne yönelebiliriz. Doğru kadını henüz bulamadığımdan hâlâ Galata Kulesi'ne çıkamadım. Siz doğru kişiyi bulduğunuzu düşünüyorsanız onunla çıkın, ben aşağıda bekliyorum. Sonrasında civardaki sanat galerilerinden birine uğrayabiliriz.

Yola devam edip İstiklal Caddesi'ne varıyoruz. Üniversitedeyken arkadaşlarımla buralarda dolaşır, genelde onların seçtiği yerlere uyum sağlardım. Eskiden nerede ne yapılır pek bilmezdim, ta ki bir kızı ilk defa yemeğe çıkartmam gerekene kadar. Buluşma bence iyi geçerken o kardeşinin evde yalnız olduğunu söyleyip erken kalkmıştı. Daha sonra kızdan benimle bir daha görüşmek istemediğine dair bir mesaj alınca üzülmüştüm. Bir süre sonrasında ilk sevgilimi de Beyoğlu'nda yemeğe çıkarmıştım. Yemek yerken karşıma geçmek yerine yanıma oturunca daha sıcak kadınlardan hoşlandığımı anladım.


​Arkamızda St. Antoine Kilisesi’nin avlusunu, Hazzopulo Pasajı’nın samimi havasını geride bırakıyoruz. Mandabatmaz’da köpüğü bol kahvelerimizi yudumluyoruz. Artık Çiçek Pasajı ve Mısır Apartmanı'nı da görüp yolculuğumuzun sonuna iyice yaklaşıyoruz. Umarım gezimiz boyunca bir yandan beni dinlerken bir yandan da fotoğraf çekmeyi ihmal etmemişsinizdir. Ben de bu vesile ile eski anılarımı tazeledim. Nihayet yürüyüşümüzü şehrin en işlek noktası olan Taksim Meydanı’nda sonlandırıyoruz.


​Sultanahmet, Beyazıt, Vefa, Balat, Eyüp… Henüz anlatamadığım anılarımın diğer sahipleri. Bugün anlatmak isterdim ama Taksim’e de vardığımıza göre artık  “ben merkezli” İstanbul turumuz bitti.


Burada doğdum. Burada büyüdüm. Büyük ihtimalle burada öleceğim. İstanbul hayata benziyor, benim hayatıma; ne eksik ne fazla. Acıyı, tatlıyı, hüznü, sevinci, stresi ve huzuru aynı anda yaşatıyor insana. İstanbul, hem sevdiklerime hem en güzel anılarıma hem de en derin acılarıma sahip. Evim de burada işim de; buradan kopmam zor gözüküyor. Bazı hayallerim dışarıda olsa da en sonunda buraya döneceğimi biliyorum. Ne de olsa dedem de buraya gömüldü, babam da.


Son Yazılar

Hepsini Gör
Benim Adım İstanbul

İstanbul’un yedi tepesi, yedi büyük günahı ve kavuşmayı bekleyen iki yakanın hikâyesini anlatır.  Hikâyem, insanlığın tarihinden çok daha eskidir; Boğaz’ın tuzlu rüzgârı Asya’m’dan bana her çağda aynı

 
 
 
İstanbul’un Çocukları

İstanbul, karıncalar gibi yaşatıyorsun bizi; biraz yükseğe çıksak herkesi karıncalaştırıyorsun. Kalabalıklar içinde kendimizi bulmaya çalışıyoruz sürekli; bazen trafikte, metrobüste, metroda, marmaray

 
 
 
Latif Karagöz ile İstanbul Söyleşisi

Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Latif Karagöz. Medeniyet Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim üyesiyim. Sosyal psikoloji alanında çalışıyorum. Sosyal psikolojinin içinde özellikle ahlak

 
 
 

Yorumlar


bottom of page