KARDELEN
- İrem Öçalan
- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur
Merhaba, ben Kardelen. Aileme amaryllidaceae diyorlar. Nergisgillerdenim yani. Pek çok türüm, rengim var. Beni karların içinden salınmış bir gelin gibi görürsünüz dağlarda, tepelerde, dik yamaçlarda, ormanın derinliklerinde… Pek çıkmam karşınıza. Büyük olasılıkla fotoğraf karelerinde gördünüz hep beni. Ne derler? Hah: baharın habercisi, karı delip geçen, umut veren, dayanıklı, sabırlı, narin, kibar, saf, temiz… Ah ne kadar da güzel anlamlarım varmış benim meğer. Romantikmiş. İnsanlar çocuklarının isimlerinde yer vermişler bana. Her kış benden bahsetmişler, umut olmuşum insanlara; karın ortasından tepenin ucunda tüm zorluklara rağmen açmışım çiçeklerimi, tüm güzel renklerimi doğaya salmışım. Yemyeşil, capcanlı gövdemden uzanan (genellikle) kar gibi beyaz çiçekler yetiştirmişim. Yüzünü aşağıya dönmüş çiçekler… Geldiği yere bakan çiçekler… Ah ne güzeller.
Biliyor musun, süreci görmüyorlar -gerçi kar altındayken kimse benden haberdar olmaz. Karı delip geçmeyi kolay sanıyorlar. Nelere göğüs gerdiğini bilmiyorlar. Karın ne kadar sıkı ve boğucu olduğunu çığ altında kalmadan anlamıyorlar. Canımın nasıl acıdığını görmüyorlar, sarılmıyorlar, okşamıyorlar. Tüm o acıları çekerken, için için kanarken, beyaz rengimi alırken papatyaları ne kadar kıskandığımı bilmiyorlar. Görmüyorlar. Boynumun büküklüğünü büyürken aldığım acılı karların altında ezilmekten kaynaklandığını anlamıyorlar. Ah ne kadar da güzel, kendi yolumu çizmişim. Dağın başında, soğuk rüzgarların altında kalan o kaygan yamaçlarda ne kadar da narinim. Kırılgan. Benimki de büyük cesaret doğrusu, hakkımı yiyemem. Büyük güç. Kısacık ömrümü karı delmeye adamışım. Ne olacaksa sanki, delip geçince ne olacağını sandıysam. Papatya değilim ki ben. Bırakın yaşarken kokmayı -ki şu çile içinde güzel kokmak için pek de bir şey yapamadım- ölünce bile kokmuyorum.
Soğanım toprağın altında gökten gelen su ve ısıyla doyuyordu. Sıcaktı. Resmen cennet. Ama karanlıktı. İçim içime sığmadı “böyle olmaz, tek başına olmaz, kalk köküne varan o loş ışığa uzan,” dedim. Kafamı uzattım ama büyük bir güç beni aşağı itiyordu. O beni itti ben onu ittim. Merak bu ya, ışığı merak ediyordum, dünyayı. Uzamayı bırakmadım. Ezildim, büzüldüm, canım çok yandı, kırıldıkça kırıldım. Ama kardelenim ben, yaparım. Deldim geçtim onu. Eminim birileri var orada, ışıkta birileri var. Yüzümü ışığa uzatacağım, parladıkça parlayacağım, mis gibi kokular salacağım etrafa… Hüsran. Başım yere bakıyor, kokum yok, zaten etrafta kimse de yok. Tek başımayım. Birileri geliyor, ah ne güzel diyor, umut oluyorum onlara. Son durağımda bakıp geçiyorlar, asıl beni görmüyorlar, aldığım darbelerden bir haber. Ah papatya… Seni nasıl kıskanıyorum bir bilsen. Sen olmak ne çok isterdim. Zahmetimin sonucu bir yere varsın ne çok isterdim.
Tanrım, kokut beni, erit karlarımı, kaldır başımı, dindir acılarımı. Burada üşüyorum. Umut verdiğim insanlardan birazını al, bana ver. Işığı değil, ışığımı göster bana tanrım. Yamaçtan indir, ovalara bırak; cennet değil, ova, düzlük istiyorum. Papatya olmak istiyorum. Beni papatyaya çevirebilir misin, göster bana gücünü.
yıllar geçti de ben yine aynı
topraktan çıkan baş yine buz
ah tanrım, yine aynı ben
soğuk aynı, yalnızlık aynı, ışık aynı, aynı
papatya değilim anladım
kardelenin kaderi bu anladım
ben başlangıçların
ben varışların
değilim duruşların yaşamı
ben sürecim, yolum, yolumum

Yorumlar