YAŞAM DENEN YOLU YÜRÜMEK
- Funda Bilgin
- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur
“Yaşamak, yürüdükçe anlamlanan bir yol; nefes almak, her adımda yeniden doğmak.”
Acı bir nefesle yola düşüyoruz. Mevsimler geçiyor, biz büyüyoruz. Çocukluğumuz ise geride kalıyor; ama sanki dönüp baksak hâlâ oradaymış gibi. Oyun sesleri kulağımızda, parlak bir topun yuvarlanışı gözümüzün önünde. Bir an için, o çocuk hâlimiz çıkıp yanımıza gelecek sanıyoruz. Ama gelmiyor.
Yaşamaya devam ederken bazen çok yoruluyoruz ama durmak ne mümkün. Bir kere yola düşüldü mü yürümeye devam etmek gerek. Ve dinlenmek için biraz soluklanmak yeterli olacak sanıyorken, kimi zaman o duraklama, sonu gelmeyen bir bekleyişe dönüşüyor. Sonra bir gün anlıyoruz: Geçmişten hiçbir şey geri gelmeyecek ve yaşadığımız her şey çoktan yolun gerisinde kaldı. Büyümek için yürümekle, yürüdükçe büyümek birbirine karışıyor bazen. Ve biz, çoğu zaman durup düşünmeden, sadece yürümeye devam ediyoruz.
Bazen yolumuz, tarifi imkansız güzellikte bir manzaraya çıkıyor. Uçsuz bucaksız, alabildiğine geniş bir deniz manzarası önümüzde uzanıyor. Altın sarısı bir güneş, denizin serin sularının üstünde parıldarken, başımızı hafifçe okşayan tatlı bir rüzgar çıkıyor. Ama bazen o kadar yalnız kalıyoruz ki bu yolda, utanıyoruz bu kadar yalnız olmaktan. Yolumuz sahteliğe düştüğünde, yönümüzü değiştirmeyi başarabilsek bile, yalnızlık bile tarif etmiyor garipliğimizi.
Gün geliyor kalbimiz yolda birileriyle karşılaşıyor, işte o an içimize yayılan bir ateş bizi ısıtıyor. Öylesine eriyor ki içimizdeki duygular, sonsuza dek orada kalmak istiyoruz. Ama bir kere bu yola düşüldü mü, yürünecek daha çok yol var ve bir o kadar da çıkılacak yolculuk…
Yapabildiğimiz işler ve kurduğumuz bağlarla bir süre yolumuza devam ediyoruz. Bazen öylesine sıcak şeyler üretiyor, öylesine gerçek temaslar kuruyoruz ki, dokunduğumuz insanlarla çoğaldığımızı hissediyoruz. O kadar kalabalık oluyoruz ki, artık asla yere düşmeyiz sanıyoruz.
Sonra bir gün, ansızın, ölüm değiveriyor hayatımıza. Gözümüzün önünde birini alıp götürüyor. Belki de çok sevdiğimiz birini. Bir parçamız orada kalıyor. Ya da içimizde bize ait olmayan bir boşluk beliriyor, ne adını koyabiliyoruz ne de onun yabancı olduğunu düşünüyoruz. Ölümün değdiği yerle uzun bir süre uzlaşmak istemiyoruz. İçimiz yanıyor çünkü ve bir süre yere yığılıp kalıyoruz.
Ama zamanla anlıyoruz ki yol da bizimdir acı da. Gözlerimizden yaşlar dökülürken biz yine ilerliyoruz. Söylemesi en zor sözleri söylerken, eksile eksile yürüyoruz. Çünkü tüm bu yaşadıklarımızdan, yaşamı ciddiye almazsak ve bu yolu hakkıyla yürümezsek, dağılıp gideceğimizi anlıyoruz. Parçalarımızı geride bıraka bıraka değil, onları toplaya toplaya devam etmemiz gerektiğini fark ediyoruz.
Bazen oturup bu yola ilk çıktığımız günleri hatırlıyoruz. Elimizi tutanları… Onlara güvenerek attığımız ilk adımları. Zamanla o eller birer birer eksilirken yanımızdan ve onlarsız yürümeyi hiç hesaba katmamışken, artık onlar olmadan yürüdüğümüzü fark ediyoruz. Oysa bir zamanlar yolu hep birlikte yürümek ne kadar da güzeldi.
Yürüdükçe anlıyoruz ki insan bu yolda ya nefsine kapılıyor ya da nefesiyle kalıyor. Yolun öncesi ve sonrası diye ayırmaya çalıştığımız her şey, sonunda aynı yere çıkıyor: zamanın içine ve sonsuzluğun derinliklerine. Belki de meselenin, yolu ne kadar yürüdüğümüzden ziyade yürürken kim olduğumuzun farkına varmak olduğunu anlıyoruz. Eğer yaşam denilen bu yolu gerçekten ciddiye almaya başlarsak, eksile eksile değil, çoğalarak ilerlediğimizi hissediyoruz. Böylece artık yaşam denen bu yolu, keyifle kat etmeyiz seçiyoruz.

Yorumlar