top of page

PARÇALI SÜRÜKLENMECE

Yaşamının başından bu yana, yavaş yavaş, irili ufaklı parçalara bölünmek suretiyle acının kıvrak sancılarıyla boğuşup duran; bazen de karşısına geçip sakince seyreden, türlü insanların türlü romantizmlerine ve yaftalamalarına maruz kalmış biri olarak yol üzerine bir yazı yazma hakkını elimde bulundurduğumu düşünüyorum. Silik olanı, kenara itileni, elimle düzleyemediğim o girinti çıkıntıları anlatma girişiminde bulunacağım. Bu zamana kadar pek çok yazar bu girişimde bulunmuştur. Tarihsel açıdan uzak, örneklemsel açıdan yakın bir yazar olan Hermann Hesse'i örnek verebilirim. "Bozkırkurdu" sanıyorum ki kült olmuştur. Hermann Hesse intihar ederek ölmemiş, yol nereye götürürse sonuna kadar devam etmiş demek oluyor bu. Kitabı okuduysanız nereden baksan şaşırtıcıdır bu. Kandırmacadır, sahici görünmez. Kandıran sonradan ermiş bir yolcu mu olmuştur yoksa düpedüz yalancı mıdır şimdilik kestiremeyeceğim. Yolda başımıza ne belalar gelir, kimlere uğrarız, kimlerle vedalaşmadan geçip gideriz? Bazı aydınların yazılarının aksine bir yol şöyle olmalı yolun sonunda şuraya varılmalı diye herkes için geçerli kabul edilen, yavan öğütler verilen bir yazı olmayacak bu. Zaman zaman mutedil dalgalarla, zaman zaman da dik yokuşlarla ilerleyen yola şöyle bir bakacağız. 


Yolumuz; oynasın, oyalansın diye küçük bir parça hamur verilmiş, ona da tamah etmemiş, hep daha fazlasını istemiş şımarık hayatın ellerinde. O şımarık çocuk hamurla ne yapmak isterse onu yapacak. Ama biçimsiz bir insan yapacak ama kurt ama iki nesne yapıp onları kavga ettirecek. Belki de kalkıp gidecek masadan ki bu intihar olurdu. İntihar edenlerin hepsinde de ortak bir özellik vardır: hayatın onları terk etmesi. Sadece bu kadardır. Hepsini tek bir paydada eşitleyebileceğimiz bir başka çarpan arasak da bulamayız. Acıdan gözünün önünü göremeyen de intihar ediyor sevgisine karşılık alamayan da. Parçalarını birleştiremeyen de intihar ediyor birleştiren de.

Peki hayatta kalacaksak bu yolu yürümeye, kendi yolumuzu çizmeye karar verdiysek yahut ittirildiysek? İster yemek yemeyi unut ister bakımlı olmayı unut istersen de rutinlerle birbirine tutturulmuş bir düzenin olsun, bir sabah uyandığında parçalanmış olduğunu, bütüne ulaşmaya çabalıyor olduğunu hissedeceksin. Ulaşılır mı bilemiyoruz ancak parçalarının seni farklı kuklalardan konuşturduğunu göreceksin. Jung şöyle söyler: "Bütünlüğe ulaşmak için kişinin tüm varlığını riske atması gerekir, daha azı işe yaramayacaktır, daha kolay bir yol yoktur. Başka bir seçenek veya uzlaşma söz konusu değildir." Kendisi bütünlüğe ulaşabilmiş midir emin değiliz. Benzer şekilde Şule Gürbüz'den bir alıntı: "İnsan ara sıra evini yakmalı ve çıkıp seyretmeli." Ek olarak insanın evin içindeyken yakmasını gereklilik olarak görüyor; çıkmaya karar verdiği anı, alev almış parçaları arasında debelenişini ve sonuçlarını merak ediyorum. Tüm varlığını riske atmak budur. Huzurunu kaçırmak budur, bütünlüğe varış çabaları bunu gerektirir. Kurtla, fille, insanla ve çok daha fazlasıyla aynı sudan içmek, aynı yemeği paylaşabilmek gerekir. 


Bir akşamüzeri şehir içi dolmuşunda koyu maviyi seyrederken kendi yüzümü de görmeye çalışıyorum aynasız. Yanımda oturanın kafası düşüyor uykudan, şoförün çekinceyle açtığı türkü söyleniyor hafifçe kulaklarımda, pop da olabilir. Rahmet damlalarından, gelgit yapan ışıklardan, kimsesiz evlerden kurtulup yola bakmaya çalışıyorum. Ne kadar bakarsam yüz ifadem sadeleşiyor, sadeleştikçe küçücük bir zerre kadar hissediyorum. Çeşit çeşit histen yalnızca bir tanesi duruyor orada, çok yakınımda. Sonra hayatım boyunca hemhal olduğum farklı geçen günlerin sonunda bile üstüme çöken tüm bu memnuniyetsizliğime uygun bir kulp buluyorum, burjuvazi istekler adı altında toplamayı uygun görüyorum. Sıcak duşun hemen ardından içeriye dolan buharla yeni demlenmiş kahvenin açıcılığını düşlüyorum. Bir dağın zirvesine kış tatiline gidildiğinde yüze ve zihne çarpan o soğuğun açıcılığını düşlüyorum. İnanılmaz lezzette bir yemek tattıktan sonraki zihin çarpılması, halıya uzanışlarda güneşle yüz yüze geldikten sonraki açıcılık. Bunların hepsi belki de yalnızca hazdan ibarettir ancak bahsettiğim şeyin memnuniyetle alakası yok. Hayattan alacaklı değilim; alacaklı gibi davranıyor olsaydım ömrüm boyunca bana aitliklerin peşinde koşardım. O anlar en çok da parça parça olmuşluğumu görmeme hizmet ediyor. Tam bu noktada felsefede holistik bütünlük denen kavramı ele alabiliriz. Bunun olasılıkları üzerine tartışılabilir ancak olayları şeylerin mümkünatı üzerinden değerlendirmeden bakacak olursak, insanın uğruna yapabileceği o çok önemli insanlara hizmet etmeyen hatta yalnızca onları dışlayan, çarpıcı şeylerin peşinde olduğu sürece yekpare hissedeceğini düşünüyorum. Ufak adımların adım sayılmadığını söyleyenlerin tam karşısında durarak ve ayak direterek tahakkümcülere, işte yekpare hissedebileceğimiz ayağımızı kanatan taşlara rağmen yolumuzu yürüdüğüme değdilere getirebilecek insancıl bir kıvam aldıracak olan olasılıklar bunlardır. Daha elle tutulur olarak da; bunun ulaşılabilir sanatla, birinin eskisi birinin yenisi kıyafetlerle, sert kaçacak politik söylemlerle, razı olmayışlarla, elden düşme birçok şeyle sağlamaya yaklaştırabileceğini düşünüyorum. Hayal de bunlara dahildir, sevgili Kiarostami'den bir alıntı eklemeyi buraya harikulade uygun gördüm: "Hayal yoluyla yaşamın bazı zorluklarına tahammül edebilme şansınız olur." Kendisi havasız odanın penceresini açmaya benzetir hayalleri. Hayat da işte o sık sık havalandırılmayı bekleyen havasız odadır. Fikrimce, yılın ilk ılık günü giyilen gömlektir, gidilen ilk pikniktir, yağmura teslim olmaktır. Elimizde bulundurduğumuz tek delilik ya da akıllılık parçasıdır belki de. Elimizde bulundurduğumuz tek başkaldırıdır aynı zamanda. Elimizde bulundurduğumuz tek bütünlüktür. Bozkırkurdunu ve insanı sarıltan budur. 


Ezcümle; dokunulmaz bir cesarete sahip olmalı insan, yol kendi kendini alır.  


Son Yazılar

Hepsini Gör
YÜRÜMEK

Zihninin o karmaşıklığında bir yol hayal etmeni istiyorum senden. Bu öyle bir yol ki; bir sonu olduğu vaat edilmiş ama ucu belirsizliklerle, görünmez duvarlarla mühürlenmiş. Bu yol sadece adı üzerinde

 
 
 
KALMAK VE BAŞLAMAK ARASINDA

İnsan neden bildiği yolda kalmayı, bilmediği yola tercih eder? Bu soruyu kendime her sorduğumda ilk anda aklıma cesaret geliyor. Sanki mesele yeterince cesur olup olmamakmış gibi. Oysa zamanla anlıyor

 
 
 
YOL TANIK İSTEMEDEN YÜRÜNEBİLİR Mİ?

Yol, bugün en sık yanlış anlaşılan kavramlardan biri. Çoğu zaman ilerleme, hedefe varma, kendini aşma ya da potansiyelin “en iyi haline” ulaşma fikriyle özdeşleştiriliyor. Bu yaklaşım, modern öznenin

 
 
 

Yorumlar


bottom of page