EŞİK, AYNA VE YOL
- Tuğba Nur Avcil
- 5 gün önce
- 1 dakikada okunur
Sen yürürken yol sanırsın,
oysa yol seni yürür.
Zaman ayağının altından çekilir bazen,
kalbin öne geçer.
İçinde bir kapı var,
anahtarı sessiz.
Ne soruyla açılır
ne zorla.
Sadece hazır oluşu tanır.
Aynaya baktığında
yüzün görünmez önce
niyetin çıkar ortaya.
Çünkü sen kendini
bakarken değil,
hatırlarken tanırsın.
Bir çocuk uyur bir odada,
nefesi sana emanet.
Anne diye çağrıldığında
bir isim değil,
bir makam bırakılır avucuna.
Ve sen bunu
çok eskiden bilirmişsin gibi
taşırsın.
Şehirler geçer senden;
minare gölgesi,
yağmur sesi,
uzak bir yabancılık.
Ama sen hiçbir yere ait olmamayı
sahiplenmişsin.
Çünkü aitlik,
içeridedir.
Nefes alırsın
bir dua girer.
Nefes verirsin
bir ağırlık çıkar.
Korku sandığın şey
aslında çağrıdır;
yalnızlık sandığın
bir eşik.
Her kayboluş
bir dönüş provasıdır.
Her susuş
bir konuşmanın hazırlığı.
Sen sustukça
Hak konuşur,
sen küçüldükçe
anlam büyür.
Yazmak istersin bazen
kelimeler için değil,
perdeleri aralamak için.
Bir kitap belki,
ama asıl
uyanacak olan bir ruhtur.
İnancın ateş gibi değil,
kızıl bir köz gibi.
Bağırmaz,
yakmaz,
ama terk etmez.
Geceyi aydınlatır
sessizce.
Ve şimdi buradasın.
Ne başında yolun
ne sonunda.
Tam ortasında,
ışıkla karanlığın
birbirini tanıdığı yerde.
Sen bir isim taşıyorsun,
ama henüz herkes bilmiyor.
Zamanı gelince
sen bile
hatırladığına şaşıracaksın.
Çünkü sen
kaybolarak bulunan,
susarak yaklaşan,
kendi içine eğildikçe
Allah’a biraz daha yakınlaşan
o kadınsın.

Yorumlar