top of page

Şehrin Kadrajı: Kadın Hafızasında İstanbul’un Kayıp ve Kalan Hâlleri

İstanbul değişiyor. Bunu artık bir haber gibi değil, günlük hayatın doğal fon sesi gibi duyuyorum. Bir semtin hafızasını taşıyan eski bir pasajı yerinde bulamadığımda, ilk gençliğimin geçtiği sokakta artık gökyüzünü kapatan o devasa tabelayı gördüğümde ya da bir zamanlar kapısından içeri adımımı atarken içimi saran tanıdık kokuyu artık bulamadığımda… Bütün bu kayıplar, şehirle aramda görünmez bir anlaşmanın bozulduğu hissini uyandırıyor.


Ama yine de İstanbul’u taşıyan, onu olduğu hâle dönüştüren şey bazen tam da bu değişimle yüzleşme cesareti.


Kadın hafızasında şehir, yalnızca mekânların toplamı değildir. Bir yerin adı geçince, hafızamızda ilk canlanan şey çoğu zaman bir görüntü değil, bir duygu olur. Bir kahkahanın kaldığı masa, bir vedanın dolaştığı merdiven, bir sesin akşam ışığını kestiği an… Kadın olarak yaşadığımız şehir, bedenimizde başka türlü bir iz bırakır. Hem içeriye hem dışarıya aynı anda dokunan bir kayıt sistemi gibi işler. Bazen biz fark etmeden, bazen fotoğraf makinemizin vizöründe kendini açık eden bir sezgiyle.


Benim fotoğraf pratiğim de aslında yıllardır bu duygusal topoğrafyayı anlamlandırma çabasıyla biçimlendi. Nerede yaşarsam yaşayayım, hangi coğrafyada çekim yaparsam yapayım; İstanbul, ilgisiz kalamadığım bir iç çağrı gibi kendini sürekli yeniden hatırlattı. Yıllarca başka şehirleri, savaşları, insanların köklerinden savrulma hâllerini, göçü, kaybı ve direnci fotoğrafladım. Ama İstanbul’u, kadının hafızasında taşıdığı kırılganlıkla okumayı çok daha geç öğrendim.


Çünkü İstanbul’un dönüşümü, sadece fiziksel bir yıkım ya da yenilenme değil; beraberinde kolektif hafızada açılan ince bir yarık.


Ve bu yarığın içini doldurmak, çoğu zaman kadınların sezgisel becerisine kalıyor.


Kadın Hafızasının Şehre Eklediği İncelik


Kadınların geçmişi hatırlama biçimi, çoğu zaman görünmeyeni görünür kılar. Bir mekâna yalnızca bir adres olarak değil, bir duygunun taşıyıcısı olarak bakarız. Bu yüzden bir pasajın yıkılması, bizim için sadece bir binanın yok olması değil; içinde saklanan seslerin, dokunmuş hikâyelerin, kentin hafifçe kımıldayan ruhunun eksilmesidir.


İstanbul’un kadın fotoğrafçıları olarak bizler, şehre baktığımızda çoğu zaman görünmeyen kırılma noktalarını görürüz. Yıkılan bir binanın ardında yıllarca duyulmuş ayak seslerini, değişen bir caddenin ardında bölünmüş bir toplumsal hafızayı, kaybolmuş bir mekânın ardında direnmeye çalışan bir kültürü hissederiz. Kadrajın içine aldığımız şey, çoğu zaman sadece bir görüntü değildir; bir süreklilik arayışı, kaybolanın ardından duyulan içsel bir sorumluluk hâlidir.


Fotoğraf çekerken bir yaprağın düşüşünü bile o günkü ruh hâlimle değil, İstanbul’un dönüşüm ritmiyle birlikte duyarım. Çünkü şehir, kadrajın dışındayken bile soluk alıp vermeye devam eden bir varlık gibi.


Bir Sanat Pratiği Olarak Hafıza Onarımı


Yıllardır fotoğraf pratiğimde mekânın taşıdığı hafızayı anlamaya çalışıyorum. Hatay’daki deprem bölgesinde çektiğim ve mültecilerle ilgili uzun soluklu çalışmamda da, İstanbul Modern koleksiyonuna giren işlerde de, Adana’da eski bir çırçır fabrikasında sergilenen serimde de, aslında hep aynı sorunun etrafında dolaştım:


Bir mekân gerçekten ne zaman yok olur?


Fotoğraflarımı inşa ederken kimi zaman toprağı, taşı, kokusunu, bazen de İstanbul’un dar sokaklarındaki sesleri işin bir parçası yaparım. Çünkü mekânın kaybolmasına izin vermemek, onu fiziksel varlığıyla değil, temsil gücüyle yeniden kurmayı gerektirir. İstanbul’un sokağını, vapurunun gölgesini, eski bir meyhanenin karanlık ahşap duvarını, bir pasajın granit merdivenlerini fotoğrafa taşıdığımda, aslında onları başka bir yerde -belki sadece içimde- yeniden yaşatmış olurum.


Bu yüzden İstanbul’u fotoğraflamak, benim için bir belge üretmekten çok daha fazlası:


Bir hafıza onarımı pratiği.


Şehrin hızla değişen yüzü karşısında fotoğraf bir direniş biçimidir; çok gürültülü olmayan, kavgacı olmayan ama ısrarcı ve derin bir direnç. İçinde “burası vardı ve biz bunu hatırlıyoruz” demenin gücü saklıdır.


İstanbul’un Kadın Gözünden Temsili: Kaybolanı Koruma Etiği


Kadın fotoğrafçılar olarak İstanbul’a baktığımız yer, çoğu zaman şehrin kendini erkek hafızası üzerinden kuran hikâyesinin dışında kalır. Günlük hayatın görünmeyen emeklerini, ritüellerin detaylarını, kentin dokusundaki duygusal sürekliliği görmek konusunda içsel bir merceğimiz vardır.


Bu yüzden İstanbul’un dönüşümünü belgelemek, yalnızca nostalji değildir. Bir etik duruş, bir sorumluluk hissi, şehirle aramızdaki bağın doğal bir devamı.


Bir zamanlar Suriye Pasajı’nın içinde ışığın duvarlara vurma biçimi vardı; bunu hatırlayan belki çok az kişi kaldı. Bir dönem Tophane’nin ara sokaklarındaki sessiz atölyeler şimdi yok. Kimi yerlerde yalnızca tabelalar değişti, kimi yerlerde binalar tamamen silindi. Ama kadınların içsel hafızasında bu mekânların hâlâ yaşamaya devam etmesi, şehirle kurduğumuz bağın benzersiz bir tarafı.


Bizler İstanbul’u iki katmanlı görürüz:


biri dışarıdaki şehir, diğeri içimizde yaşayan şehir.


Ve fotoğraflar bu iki şehri birbirine bağlayan ince bir köprü haline gelir.


Görsel Anlatıda Psikolojinin Sessiz Eşlikçiliği


Psikoterapi dilinde hafıza sadece hatırlamakla ilgili değildir; bir bütünlük duygusuyla ilgilidir. İnsan kendisini geçmişiyle, içsel tanıklıklarıyla, yaşama biçimleriyle bir arada tuttuğunda sağlamlaşır. İstanbul’da yaşayan kadın fotoğrafçıların yaptığı şey de biraz buna benzer:


Şehri bir bütün olarak tutmaya çalışmak.


Benim için fotoğraf, çoğu zaman şehirle aramda kurduğum içsel bir terapi seansı gibidir. Bir mekânı kaydettiğimde, onu sadece “görmekle” kalmam; o mekânın beni nasıl gördüğünü de hissederim. Çünkü şehirle kurduğumuz ilişkide karşılıklı bir bakış vardır. Biz İstanbul’u izleriz; İstanbul da bizim değişimimizi izler.


Bu yüzden belki de fotoğraf üretirken hissettiğim şey, yalnızca belgelemek değil; bir koruma içgüdüsü.


Bir mekân kaybolsa bile fotoğrafta onunla kurduğum ilişki kaybolmasın diye.


Geleceğe Taşınan Bir Sessiz Güç


Kadınların hafızası kolektif bir güçtür. Şehir değişirken, biz o değişimi yalnızca gözlemlemeyiz; içselleştirir, anlamlandırır, ardından yeniden üretiriz. Bu üretim biçimi bazen fotoğraf olur, bazen bir yazı, bazen sadece bir anlatı… Ama her durumda geleceğe taşınır.


İstanbul hızla dönüşürken, biz kadın fotoğrafçılar geçmişi geleceğe taşımanın yeni bir yolunu buluyoruz:

görsel hafıza.

estetik hafıza.

duygusal hafıza.


Ve bu üçü birleştiğinde ortaya çıkan şey, şehrin kendisinin bile artık hatırlamadığı bir kaydı koruma yeteneği.


Sonuç: İstanbul Değişir, Hafızamız Değiştirir.


Bugün İstanbul’da bir mekânın yerini kaybettiğimde hissettiğim o hafif yas duygusu, artık bana şunu hatırlatıyor:


Şehirden giden her şey başka bir yere taşınır.


Ve o yer çoğu zaman kadınların hafızasıdır.


Biz İstanbul’da yaşayan kadın fotoğrafçılar olarak, kendi varoluş değerimizi fark ettikçe şehri de fark ediyoruz. Mekânların kayıplarını yalnızca birer yok oluş olarak değil, hafızanın yön değiştirmesi olarak okuyoruz. Fotoğraf makinemizin kadrajı, kaybolanı özenle geleceğe taşıyan bir araç hâline geliyor.


Ve belki de bu yüzden, İstanbul’un geleceği farkında olmadan bizim ellerimizde şekilleniyor.


Çünkü şehir değişse de, onun ruhunu taşıyan hafıza değişmiyor.


Biz değişimin içinde kalırken bile korumayı bilmenin sessiz ama güçlü yolunu hatırlıyoruz.


İstanbul’un gerçek hikâyesi belki de tam burada:

kaybolanın ardından üretilen yeni bir varoluş.


Ve bu varoluşun kadın bakışında bulduğu dirençli, umut veren ışık.


Son Yazılar

Hepsini Gör
Duvara Karşı: Kaçıştan Özgürlüğe

İstanbul her zaman kucaklamıyor, bazen sert bir yüzleşme. Cahit ve Sibel de bu yüzleşmeden paylarını alıyorlar. Sibel ve Cahit; Almanya'da göçmen hayatı yaşayan, umutsuz, intihara kalkışan, yolunu kay

 
 
 
Benim Adım İstanbul

İstanbul’un yedi tepesi, yedi büyük günahı ve kavuşmayı bekleyen iki yakanın hikâyesini anlatır.  Hikâyem, insanlığın tarihinden çok daha eskidir; Boğaz’ın tuzlu rüzgârı Asya’m’dan bana her çağda aynı

 
 
 
İstanbul'da Bir Anı Turu

İstanbul'u anlatırken tarihi derinliğinden, kozmopolit ruhundan ya da kendine has güzelliğinden bahsedilebilir. İnternette tonla seyahat rehberi; nereye hangi sırayla gidilmeli, neyi yemeden dönülmeme

 
 
 

Yorumlar


bottom of page