İLKYAZ VE AYAZ: İKİSİ DE İSTANBUL
- H. Su Selim
- 7 Oca
- 3 dakikada okunur
‘‘Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü;
ne ölümden korkmak ayıp ne de düşünmek ölümü’’
-Nazım Hikmet Ran¹
Mekâna anlam katan, biçim veren, onu kuşatan ve yaşatan öznenin etkisi geçen zamanla birlikte daha fark edilir hâle geliyor. Benmişim, diyorsun, burayı güzel yapan. Eşim, dostum, atammış… Benmişim, diyorsun, burayı talan eden, gri bulutlara bürüyen. Eşimmiş, dostummuş…
“Bir şehri güzel yapan nedir?” diye soran bir sevdiğimize güzellik görecelidir demekten imtina ederiz. Sen deriz, güzellikleri gören bakışın, sokaklara adım atışın, taraçan, bahçen…
Bir şehri karanlık bir tona bürümek de aynı şekilde mümkün. Çocukların bakışını, sokaklarını, güzelliklerini, yollarını, bahçelerini şüpheyle, bilinçsizlikle ve kaygıyla işgal ederek pekâlâ yapabilirsiniz bunu.
Yine de söz konusu İstanbul olduğunda, bundan öte bir his doğuyor insana. Senin duygunu, ötekinin etkisini aşıyor. Büyüleyici şehirlere özgü bir doğallıkla, ilmek ilmek örtüyor negatifi.
İstanbul beni büyülediğinden ben görmedim dar kaldırımları, eskici arabalarını görmedim. Kendinden hallice yük taşıyan adamları… Davetkar sesini duymadım o is kokan sokakların. Hıçkıran çocuklarını duymadım. ‘‘İstanbul acımasız bir şehir,’’ diyen dostumu duymadım. İstanbul beni büyülediğinden ne haberim oldu boğazında dökülen demden ne esrarı çözdüm zifiri çöken cehennemden; ne akşam trafiği battı gözüme şehrin ne de sabah mahmurluğu geç kalan fecrin…
Sadece tıpkı şiir gibi insan doğasının çelişkilerinin tutarlığını doğrudan gözler önüne seren ve dışlamayan yaratılışlarda görebileceğimiz bir incelik bulunuyor burada. Şairin ‘‘Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü; ne ölümden korkmak ayıp ne de düşünmek ölümü’’ dediği. Buradan referansla şehrin yedi tepesine atfedilmiş yedi duygu sıralamak belki bir şehrin nasıl olup da insana benzer bir ruha sahip olabileceğini hissettirebilir. Denemek isteyenler için, keyifli bir etkinlik de olabilir.
Sarayburnu diriliş, Çemberlitaş kaybolma arzusu, Süleymaniye ilerleme, Fatih güven, Yavuz Selim direniş, Edirnekapı bağlılık, Kocamustafapaşa fanilik ve geçicilik hissi veriyor bana. Bunlar tek katmanlı ve pozitif duygular değil. Aksine çok katmanlı, biraz daha karmaşık duygular. Fakat bir araya geldiklerinde bir insan ruhunun derinliğini yansıtan cephelere, zamana direnen, bir yandan da bu zaman tarafından eskitilen ruhani simgelere dönüşüyorlar. Bir şehir eğer size bu fırsatı verebiliyorsa, Lamartine’in dediği gibi ‘‘Tanrı ve insan, tabiat ve sanat burada, insan gözünün dünya yüzünde görebileceği en harika görünüşünü beraberce oturtmuş ve yaratmışlardır. Kendimi tutamadan haykırmışım, artık Napoli körfezini ve sihirlerini sonsuzca unuttum; bu haşmetli ve zarif topluluğu başka bir görünüm ile kıyaslamak istemek evren yaradılışına küfretmek olur.’’ ²
Samiha Ayverdi bu durumu İstanbul tiryakiliği ifadesiyle sabitlemiş: ‘‘İstanbul tiryâkiliği… buna insaflı olup da İstanbul hastalığı da desek olur. İptilânın bir derecesi vardır ki artık bize zevk yerine ıstırap verir. Fakat bu öyle bir ıstıraptır ki bedelini hiçbir zevkin dudağında bulamayız. Belki de bu yüzden bir İstanbul tiryâkisi, içinde doğup büyüdüğü bu şehrin heyecânı âfetine yakalanmış samîmî bir İstanbul dîvânesidir.’’³
Bakan her gözün onda kendini görebileceği bir ayna, dokunan her elin kendi tarihine dair bir izdüşüme temas edebileceği bir kapı, çocukluğun, ilk gençliğin, yetişkinliğin doğallıkla muhafaza edilebileceği ve görünürdeki bütün değişim ve dönüşüme rağmen ruhun ve anıların muzaffer çıkabileceği bir sandık... Kaosun ve düzenin, ayrılığın ve birlikteliğin, bağın ve kopuşun, ilkyazın ve ayazın bir arada nefes alabildiği bir şehir. İnsanın kendisinde fazla bulduğu şeyi ötekine atfetme cömertliğinin geride bıraktığı sızıyı göğüsleyebilecek kadar yağız bir şehir.
Ve bir başka şairin Yürüyelim Seninle İstanbul şiirinde dediği gibi ‘‘Biz gitsek de, İstanbul’da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı’’⁴
Ortaköy’den Beşiktaş’a giden o ağaçlı yolda, ılık ılık yağan yağmurda, İstanbul’daki her sızı ve tebessüm benzerimizdir.
Kaynakça:
³Ayverdi, S. (2016). İstanbul geceleri (s. 19). Kubbealtı Yayınları.
⁴Genç, N. Yürüyelim seninle İstanbul’da [Şiir].
¹Hikmet Ran, N. Karlı kayın ormanı [Şiir].
²Lamartine, A. de. (1971). İstanbul yazıları. Yenilik Basımevi.

Yorumlar