top of page

Altıncı SAYIMIZIN TEMASI AÇIKLANDI!

İstanbul

Üzerine sözün bitmeyeceği şeyleri ele almaya devam ediyoruz.

Bu sefer temamız bir kent: İstanbul.

Tarihiyle, sanatıyla, edebiyatıyla, mimarisiyle, müziğiyle, tiyatrosuyla, sinemasıyla, mutfağıyla, pazarlarıyla ve sokak yaşamıyla İstanbul, insanı hem büyüleyen hem düşündüren bir kent.

Satırlarımızı dolduran, dillerimizden düşmeyen, gözlerimizi alamadığımız; hiç bitmeyecek  bir anlatı.

 

Her köşesi başka bir hikâyeyi taşır; dar sokaklarda eski bir anı, kaldırımlarda beklenmedik bir karşılaşma bulursunuz. Sokaklarında dolaşırken her adım bir keşif, her köşe bir hatırlayıştır.

 

Bir zamanlar yalnızca Suriçi’ydi İstanbul, taştıkça taştı, kustukça kustu kendini.

 

Beyoğlu’nun vitrinlerinden, Beşiktaş’ın rıhtımlarından, Kadıköy’ün masalarından, Üsküdar’ın sessizliğine taşarak genişledi.

 

Romantik semtlerin yanında arabesk mahallelerin sesini de var eder. Ne tamamen zarif, ne tamamen hoyrat; belki de tam bu çelişkinin içinde kendini var ediyor. Nefes alır, ağlar, güler, konuşur, öğretir; hem yapayalnız olur hem de dayanışmayı göğsünde taşır. Sokaklarında sıradan ve sıra dışı yan yana yürür, her adımında yeni bir hikâye anlatır.

 

İstanbul, kimliğini her gün yeniden kurar.

Bir kent nasıl olur da bir ruha sahip olur?

Kaos ve dinginlik nasıl yan yana yürür?

Zenginlik ve yoksulluk nasıl iç içe geçer?

Yılların izleri sokaklarda, binalarda, kaldırımlarda, köşebaşlarında nasıl kalır?

bottom of page